Yemek yapıp yedirmeyi,fotoğraflardaki grenleri,votkayı,saçımı,
sıkıcı filmleri,deniz kenarında yürümeyi,kedimi,kahveyi,
fularlarımı,çin yemeklerini,baıleysi,eski binaları,en çok da sevgilime sarılıp uyuduğum geceleri severim!

Hasdal sesini duyurmak istiyor!

   Aşağıdaki yazı haksızlığa karşı ses çıkaramamaktan bıkmış bir albayın mektubu. 

   Darbecilikle suçlanan fakat bizzat darbeye karşı olduğunu bildiğim, bu olaylardan çok önce bu konudaki net fikrini öğrenme şansı bulduğum Cemal abimden. Kendini şimdi ”Esir Bir Türk Subayı” olarak adlandırıyor… 

    Bizim bildiğimiz, anlatmaktan bıktığımız gerçekleri bir de kendisi kaleme almış. Amaç acındırmak vs. kesinlikle değil. Kişisel hiç değil! Ortak duyguları dile getiren, özellikle gençlerin okumasını isteyerek yazılmış, her kelimesi samimi bir mektup sadece. 

28 Eylül 2012

Sevgili Dostlarım,
Kamuoyunda sözde Balyoz Davası olarak bilinen bu çirkin iftira ile ilk defa Beşiktaş Adliyesi’nde karşılaşmamın üzerinden tam 2 yıl 5 ay geçti ve son 20 aydır da Hasdal Cezaevi’nde tutukluydum. 21 Eylül 2012 tarihinde 16 yıl hapis cezasına çarptırıldım.
Haksız yere cezalandırılmamıza neden olan bu iftira hakkında bu güne kadar hiçbirinizle görüşlerimi paylaşmadım,

 paylaşamadım. Çünkü tutuklanıncaya kadar masumiyetimden o kadar emindim ki, kimsenin bunu ciddiye bile almayacağını düşünüyordum. Ancak, 11 Şubat 2011 Cuma günü, Silivri’de duruşmanın bitmesini ve eve dönmeyi beklerken, salonun kapıları tutuldu ve kimsenin beklemediği bir kararla aniden tutuklandık. Tutuklandıktan sonra da aylarca sadece ben masumum diyebildim. Çünkü savcının emanete kaldırdığı (yani bizden sakladığı) 46 klasör belgenin tarafımıza verilmesine mahkeme heyeti tutuklanmamızdan tam beş ay sonra izin verdi. Ama bu sürede bize verilmeyen belgeler yandaş medyaya sızdırıldığı için biz halkın gözünde çoktan uçağını düşüren, camisini bombalayan darbeciler yaftasını yemiştik.
Belgeler elde edildikten çok kısa bir süre sonra, bütün iddialar çürütüldü ve iddianame paçavraya döndürüldü. Adalete inanan her insan gibi biz de ortaya çıkan gerçeği mahkeme heyetinin de göreceğini, bizi tahliye edeceğini ve davanın düşeceğini sandık. Ancak mahkeme heyeti gerçekleri görmezden geldi. Başta bilirkişi incelemesi ile Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman’ın tanık olarak dinlenmesi taleplerimiz olmak üzere bütün taleplerimizin reddedilmesi ile hukuki olarak değil siyasi olarak yargılandığımızı fark ettik. Yani biz tutuklu değil, kendi vatanımızda esir edilmiştik. 
Sonuçta mahkeme heyetinin de adil yargılama gibi bir derdi olmadığı ve bize ceza vereceği ortaya çıkmıştı. Biz de haksız yere de olsa cezamızı alıp tahliye olduktan sonra sizlere ve bütün dünyaya gerçekleri anlatırız umudundaydık. Ancak verilen cezalar yandaş medyanın bile ummadığı kadar ağır oldu. 
Mahkeme heyeti tahliye edilmemizi ve bütün dünyaya gerçekleri haykırmamızı engellemek için savcının bile istediği ceza limitlerini aşarak 325 sanığa da Türk Ceza Kanunu’nda bulunan en ağır cezayı yani ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını verdi ve yine savcının talep etmemesine rağmen bizim terör örgütü üyesi olduğumuza karar verdi. Bu da yetmediği gibi babalık ve kocalık haklarımızın elimizden alınmasına karar verdi. Bize en aşağılık suçlamaları yapan, gözünü intikam ve kan ateşi bürümüş sözde aydınlar ve gazeteciler bile, televizyonlarda ve gazetelerde yaptıkları açıklamalarda bütün sanıklara toptan 16-20 yıl ceza verilmesini ve kimsenin tahliye edilmemesini savunacak cesareti kendilerinde bulamadılar.
Sevgili dostlarım, benim için hapiste ne kadar yatacağımın çok fazla önemi yok. Hayattan çok büyük kişisel beklentileri olan birisi değilim. Eğer bu cezanın ülkeme faydalı olacağına inanabilsem, haksız yere de olsa bana reva görülen bu cezaya zerre kadar itiraz etmem, vatan sağ olsun diyerek köşeme çekilir kitaplarımı okumaya devam ederim. Ama bize kurulan bu komplonun darbeler dönemine son verdik bahanesi ile güzel ülkemizi yeniden şekillendirme operasyonunun bir parçası olması beni dehşete düşürüyor.
Hapisteki bütün arkadaşlarım gibi benim de en zayıf noktam sevgili eşim ve biricik oğlum. Bugüne kadar vazife uğruna onları çok yalnız bıraktım, çok ihmal ettim. Artık emekli olmayı ve hiç olmazsa hayatımın geri kalanında onların yanında bulunmayı planlarken, yine onlardan ayrı düştüm. Hem de bu sefer darbeci, terörist iftiralarına uğrayarak. Ama çok iyi biliyorum ki onlar da onursuz bir şekilde bu iftiraları kabul ederek dışarıda yaşamaktansa, onurumla ve dimdik hapiste kalmama ve bu ayrılığa katlanmaya razı olacaklardır. Ailece biliyoruz ki, fiziki olarak ayrı düşsek de kalplerimiz ve beyinlerimiz hep birlikte. Onlarla gurur duyuyorum. Onlara tek söyleyebileceğim, demek ki daha köşeme çekilme zamanım gelmemiş, bu vatan uğruna daha yapmamız gereken görevlerimiz varmış.
Size şunu söylemek isterim. Tutuklandığımız günden beri yaşadığımız bir kâbus var. Hani kâbuslarınızda, kaçmak istersiniz ayaklarınız hareket etmez, bağırmak istersiniz sesiniz çıkmaz ya. Biz de Silivri mahkemelerinde gerçekleri haykırdık ancak çığlığımız mahkeme duvarlarının dışına çıkmadı. Gelen üç beş gazeteci, söylediklerimizi yazmaktan korktu, yazsa da gazetesi yayınlamadı. Yayımlananlar da çoğu zaman tam derdimizi ifade etmedi. Yani acımasızca bir yargısız infaz devam ediyor ve tutuklu olmamızdan dolayı iletişim hakları engellenmiş olan bizler bütün bunlar iftira, yalan diye cevap veremiyoruz. Sesimizi duyuramadan, bütün bu iftiraları elimiz kolumuz bağlı olarak televizyonlardan seyretmek, gazetelerden okumak zorunda kalıyoruz.
Size bu aşamada söyleyebileceğim tek şey suçsuz olduğumuz ve bunu mahkemeye karşı defalarca ispatladığımız. Bu nedenle bu kirli senaryo ile ilgili düşüncelerimi, her seferinde bize atılan pisliğin bir noktasını açıklayacak şekilde bir iki sayfalık mektuplarla açıklamayı düşünüyorum. Lütfen vicdanınızın sesini bana açın ve elinizden geliyorsa çevrenizle de paylaşın.
Ben hayatını vatanına ve milletine hizmet etmeye adamış birisi olarak darbeciliği ve vatan hainliğini kabul etmiyorum. Feryadıma kulak verin.
Aydınlık ve mutlu bir gelecek dileği ile görüşmek üzere.
Cemal CANDAN
Esir Bir Türk Subayı
Hasdal Cezaevi
Eski barbie bebek.
İstemsizce ilk yaptığım şey saçını taramak oldu.
Kendi tarağı da vardı aslında bu bebeğin, ayakkabılarıyla aynı renk ama kafasının üç katı olan, onu göremedim.

uzun sure oyuna girmeyince yasanan patch sorunsali…

950 mb diyor! :(

Bekleyecegiz artik.

Havadaki serinlik tam kivaminda

Tam acik balkon kapisinin karsisindaki kanepede battaniye altinda mayismalik.

Evet tam olarak oyle.

Ben de gunumu acik balkon kapisinin karsisindaki rahat kanepede gunduz battaniyesiz, aksam battaniyeli olarak, kendi kendime mayisarak gecirdim.

Cok huzurluyum.

Yalniz kalmak bazen cok mu cok guzel. 3 saatlik uykularla gecmis bir hafta yasayinca daha da bi guzel.

“Some people turn sad awfully young. No special reason, it seems, but they seem almost to be born that way. They bruise easier, tire faster, cry quicker, remember longer and, as I say, get sadder younger than anyone else in the world. I know, for I’m one of them.”

—   Ray Bradbury (via melodiexo)

Balyoz

Belki başımıza gelmese normal bir haber gibi takip ederdim ben de, diğer haksız bulduğum durumlara kızdığım kadar kızardım. Ama o balyoz bize de vurdu! Kayıtsız kalamıyorum.

Hiç beklenmeyen bir anda gelen tutuklanma. Ciddiye bile alınmamıştı o güne kadar. O kendinden o kadar emindi ki, önemsemedi. İddianameyi anlattıkça, bulunan ve mahkemeye sunulan çarpıklıklara beraber güldük hatta. Adalete güvenerek güldük. Ama son 13 aydır sadece şaşırıyoruz. Neden arıyoruz. Haberi olmayan bir cd de adı geçti, ateşelik için hazırlık kampında eğitim aldığı sırada görevlendirme yaptı dendi. Ama bize yetmiyor, hala bir neden arıyoruz. Olmayacak olduruldu. Şimdi 15-20 yıl cezası var diyorlar. Bu da oldurulur mu yok yere diye korkuyoruz artık.

13 aydır yok yere bekleyen bir eş, babasından mahrum kalan bir çocuk, onların halini gördükçe daha da çok üzülen aile yakınları. Biz hepimiz boş yere yıparındık yıpranıyoruz! Bizim durumumuzda olan 364 aile daha var ve bizler güvenmediğimiz adaletten mucize bekliyoruz.

Tek anladığım bu ülkede her an başınıza bir şey gelebilir. Aksini ispatlasanız da suçlu olabilirsiniz.. Önemli olan sizin nasıl yaşamanızın istendiği.

zaman

Eskiden saati kullanıyordum anlamak için, şimdi takvim üzerinden hesap yapıyorum. 

Tam olarak ne beklediğimi bilmeden bekliyorum.

Ama durum böyle olunca ciddiye alınmayan saniyeler üzerime üzerime gelmeye başlıyor. 

En savunmasız zamanımda hem de! 

Şimdi olduğu gibi.

Fiziksel koşullar uyumak için uygun, ama uykusuzluktan bitkin bedenimle beynim restleşiyor.

Zamana ve yorgunluğa inat içinde bin türlü düşünce döndürüyor.

Ben de onu kitaplarla kandırıp susturucam yine, belki bugün daha erken susar mesela… Hemen yarın olur. Ben de bir günün üzerine daha çarpı atarım saniyelere inat. 

gastrogirl:

soft and chewy chocolate chip cookies.

Tanıştırayım; Jr. sevgili.

New Yorktan bugün geldi. Kendisi çok cool, özellikle ayakkabılarına bayıldım!! Build a Bear dan özenle doldurulmuş ve söylemesi gereken tek şey olan I love you diyebiliyor. :P 

Bu Junior ın büyüğü olan dana, kendine lap dance ısmarlarken gözü gönlü açılınca, bana ‘artık sen de bununla idare et’ demek istedi sanırım. Bunları sonra konuşacağız tabi…

Her neyse bilmeyener için http://www.buildabear.com/. Mağazaları çok eğlenceli. Yurtdışından hediye arayanlar için de süper bir alternatif. Zamanında bende aileme Liberty Bear almıştım New Yorktan. Emin olun almış olmak için alınmış özgürlük heykelciklerinden daha çok beğeniliyor. Avrupada da bir çok ülkede varmışlar ama ben Berlin dışında denk geldiğimi hatırlamıyorum.

Lap dance miş, ayıymış falan neyse de siz siz olun amerikya 21 yaşınızdan önce gitmeyin. Bu mu new york, burası mı yani philedelphia diye dönersiniz.  Ya da ikinci gidişinde sevgilinizi tek başına göndermeyin, o kadar yapıcak bir şey bulamaz ki strip club larda bulur kendini. ^^ 

itiraf: Yazarken bile zerre kadar kıskanma belirtisi yok, iyi mi kötü mü anlamadım. O arkadaşına anlatır gibi anlattı,ben de öyle dinledim.Hatta lap dance için de baya direndiğini söyleyince kızıcaktım nerdeyse nasıl denemedin mi yani diye. Düşününce baya saçma.

thanks to star wars-the old republic!

Mac a windows kurdum.. 

Oyun da yukleniyor ama olacaklardan pek emin degilim, umarim verdigim ugrasa deger bir performans saglarim.

Su an emin oldugum tek sey windowsu hiiic ozlemedigim nitekim mac os a alistiktan sonra kullanmak cok zor.

May the force be with me!

Sarımsağın parfümü var mı?

Varsa alıcam. Parfümlere karşı ortaya cıkan protest kişiliğimin molotof kokteyli olucak kendisi. Yolda sokakta midemi bulandıran kokuları salan insanların üzerine fırlatmayı düşünüyorum.

Yanlış anlaşılmasın ter vs. kokusu değil derdim. ‘ne pis insanmış! ’ der uzaklaşırsın onların yanından ama parfüm diye iğğğrenç kokuları alan insanları anlamıyorum!! Sanırım bünyem de anlamıyor ki anında baş agrısı ne bileyim bir sıcak basması olarak tepkisini ortaya koyuyor. Ne hikmetse  bu koku salangillerin yanında hep bir sevgili oluyor ama. Onları da anlayamıyorum, sadece burunları düşmüştür artık zaten, yanında gezerken kokuyu almıyodur diye tahmin yürütüyorum-umuyorum.

Kısacası bir gün, birine sarımsak kokusu fırlatıp ardından da ‘şimdi güzel koktun!’ diye bağıran biri olursa bilin ki o benim, Kötü parfüm kullananları kovalayan süper kahramansı ismini kullanmayı düşünüyorum. Mottoma afilli bir şey uydurmak için yardımlara açığım.

Ya da body shop beni viral reklamımsı olarak kullansın love isimli parfümlerini fırlatayım. Hem çok uğraşmamış olurum arkamda bi destek olur hem de yaptıkları aşırı zamlara karşılık ben de parfümden bu şekilde faydalanırım.^_^  

ps: Sarımsak kokusunu cidden severim. Ağızdan geleni değilde doğradıktan sonra elimde kalan koku gerçekten güzel oluyor…  Yani bence. Ya da ben bu koku işinden cidden hiç anlamıyorum. 

Zaman sana çok mu yükleniyorum?

  Destek aldığım ses sanki kalbime dogru bir şeyler üfleyerek konuşuyor. ‘Hiç iyi şeyler değil bunlar’ demek istesem de sessiz kalıyorum. İçimi agırlastırıyor nefes. Esrarın ilk nefesi nasıl anlamadan girer, bi agırlık bırakır içine, öyle işte. Nedenini bile soramadan kaçıp gidiyor sonra. Bir şeyler bırakıp gidiyor sadece. Anlayamıyorum. Bir iç hesaplaşma başlıyor aniden. ‘Ne oldu?’ diyorum kendi kendime, cevap yok.’ Yoksa at üstünden bu hali’ diyorum, tık yok. ‘Duyduğun ses mi sana bir şey yaptı?’ diyorum, cevapsız kalıyor. Cevap var aslında ama söyleyemiyor sanki öyle hissettiriyor, biliyorsun der gibi bakıyor.’Neden benden duymak istiyorsun bildiğin şeyleri’ diyor. Ben de susuyorum. İçimdeki ağırlıkla beraber kaçıyorum ordan. Kaçmak geliyor sadece içimden çünkü cevap verirsem pişman olmaktan korkuyorum. Ağırlığı taşımak daha kolay geliyor. O parçamı orada, bütün bildikleriyle bırakıyorum. Arada ortaya çıkacağını bile bile cevap verip tamamen yok edemeden bırakıyorum. Tek bir şeye güveniyorum; zaman. Pes edip gider diye savaşmayı erteliyorum. Ağırlığımı sırtlıyorum sadece. Desteğime dayanarak yine. İçime bütün ağırlıkları üfleyen desteğe. Bu kısır döngünün nasıl kırılacağını biliyorum ama, sadece zamana ihtiyacı var, dediğim gibi bir tek ona güveniyorum. 

ikisindenbiri:

Led Zeppelin- Babe I’m Gonna Leave You


Mümkünse arkada kalmasın, kulaklıkla dinlensin.

(Source: rockandrolldude)

Akbil

Gunumu mahvetti!

Simdi ben;

Sabah onu ararken,saatinde hazir olmama ragmen, dersi kacirigima mi uzulsem?

Daha 5 gun once aylik yaptirdigima mi uzulsem?

Okula gidisimin ogrenci akbiliyle bile 6 liraya falan denk geldigi gercegine mi aglasam?

Yoksa tam akbil kullanmak yerine ayni parayla, haftanin en onemli gununu secip sadece o gun okula taksiyle mi gitsem?

Bana son secenek su anda cok mantikli geliyor..